ne güzell günlerdi

2014-08-28 00:43:00

ne güzel günlerdi blogcunun revaşta olduğu zamanlar,insanlar artık buralara uğramaz olmuş blogcuda kazanılan güzel samimi dostluklar kaybolmuş.insanlar yahudi beslemesi facebook un esiri olmuş yazık çok yazıkk. ...Kaynak : kardes571.blogcu.com Devamı

ne güzell günlerdi

2014-08-27 20:58:00

ne güzel günlerdi blogcunun revaşta olduğu zamanlar,insanlar artık buralara uğramaz olmuş blogcuda kazanılan güzel samimi dostluklar kaybolmuş.insanlar yahudi beslemesi facebook un esiri olmuş yazık çok yazıkk. Devamı

ŞEYH AHMED YASİN

2010-05-23 20:01:00

(1937-2004) Ahmed Yasin 1937 yılında Filistin'in Askalan şehrinin el-Cevra köyünde dünyaya geldi. Üç yaşında iken babası vefat etti. Bundan sonra annesinin ve kardeşlerinin himayesinde büyüdü. 1948 yılında yahudilerin Filistin'in büyük bir bölümünü işgal etmelerinin yol açtığı felaket üzerine ailesi Gazze şehrine göç etti. Ahmed Yasin, 1952 yılında Gazze şehrindeki İmam Şafii Okulu'nda ilköğrenimini tamamladı. Sonra er-Rihal Ortaokulu'nda ortaöğrenimini tamamladı. Lise öğrenimini de 1958 yılında Filistin Lisesi'nde tamamladı. Ahmed Yasin, hayatının gerek bu döneminde gerekse sonraki dönemlerinde pek çok önemli olaya şahit oldu. Bütün bu olayların onun üzerinde önemli etkileri oldu. Ahmed Yasin, 1952 yazında bir yüzme faaliyeti esnasında kafasının üstüne düştü ve boyun kemiği kırıldı. Bu yüzden bütün vücudu felç oldu. Liseyi bitirdikten sonra bazı ilim adamlarından özel dersler aldı. Bunun yanı sıra kendi özel çalışmalarıyla da kendini çok iyi yetiştirdi. Çevresinde zeki ve kültürlü biri olarak tanınırdı. Özel öğrenimini tamamladıktan sonra öğretmen olarak görev aldı. 1967 yılında Filistin'in tamamının siyonist işgalcilerin eline geçmesi üzerine insanlar vatanlarını işgalden kurtarma mücadelelerinde kendilerine önderlik edecek birilerini aramaya başladılar. İşgalci yahudilerden gelen tehlike konusunda insanların şuurlandırılmasında Şeyh Ahmed Yasin'in büyük rolü oldu. Şeyh Ahmed Yasin, Gazze'de İslâm Merkezi'ni kurmasından sonra iyice tanındı ve Filistin'in her tarafında adı duyulmaya başladı. Bu durum işgal yönetimini son derece rahatsız etti ve işgal yönetimi Şeyh Ahmed Yasin'i defalarca polis... Devamı

Prof. Abdulaziz Rantisi

2010-02-07 18:09:00

Prof. Abdulaziz Rantisi Şeyh Ahmed Yasin'in şehit edilmesinden sonra Filistin İslâmi Direniş Hareketi (HAMAS)'nin Gazze bölgesi genel sorumlusu olarak seçilen ve o dönemde ismi bayağı öne çıkan Prof. Abdülaziz Rantisi de direnişin, mücadelenin içinde yoğrulmuş biridir. Hicretten sürgüne, zindandan füze saldırısına kadar, siyonist vahşetin yansıması olan bütün zulümlere muhatap olmasına rağmen verdiği mücadeleden bir adım geri atmamıştır. Abdülaziz Ali er-Rantisi 23 Ekim 1947'de bugün İsrail olarak gösterilen, ama gerçekte bütün halindeki Filistin'in gasp edilmiş bir parçası olan bölgedeki Yafa ile Uşdud arasında kalan Yebna köyünde dünyaya geldi. Ailesi köyün en zenginlerindendi ve geniş araziye sahipti. Ama o daha altı aylıkken ailesi işgalci siyonistlerin köylerini gasp etmeleri sebebiyle hicrete zorlandı ve böylece daha bebeklik çağında hicreti yaşadı. Ailesi hicretten sonra Gazze'nin güneyindeki Han Yunus kasabasına kurulan bir mülteci kampına yerleşti. Artık BM Filistinli Mülteciler İçin Yardım ve Çalışma Ajansı (UNRWA)'nın yardımlarına el uzatan oldukça yoksul bir aile haline gelmişti. Siyonist saldırganların köylerini işgal etmeleri sebebiyle ailesinin bütün mal varlığını kaybederek UNRWA'nın yardımlarına el uzatan son derece yoksul aile haline gelmesi Rantisi'yi de küçük yaştan itibaren çalışmaya zorladı. Çünkü 11 fertten oluşan ailesinin geçimine bir katkıda bulunması gerekiyordu. Bu yüzden yaşıtlarıyla oynamaya fırsat bulamadan altı yaşından itibaren okulundan artan zamanlarda iş bulup çalışmaya başladı. Bütün zorluklara ve ailesinin yoksulluğuna rağmen öğrenimini sürdüren ve üstün zekâsıyla öne çıkan Abdülaziz Rantisi 1965'te liseyi bitirerek üniversite tahsili için Mısır'ın İskenderiye şehrine gitti. 1970'te Kahire Tıp Fakültesi'nden üstün başarıyla mezun oldu. Daha sonra Gazze'ye döndü ve hem doktor olarak çalışmaya başladı hem de üniversitede yüksek lisans ve doktora tahsili yaptı. Yine Mısır'da çocuk sağlığı alanında yüksek lisans ve doktora ... Devamı

Hamas, Galip Gelecek

2010-01-31 14:59:00

Ey Filistin’de, sabreden, cihat eden Gazze’de, dünyanın her yerinde, Arap ve İslam ülkelerindeki Müslüman kardeşlerimiz! Biz iyiyiz. Direniş iyi. Filistin ve özellikle Gazze’deki kardeşlerinizin durumu iyi. Azgın devlet, Yahudi devleti Allah’ın izniyle bizim gücümüzü kıramayacaktır. Biz iyiyiz ve zaferin Allah’tan geleceğine inanıyoruz. Biz iyiyiz ve Allah’ın bizimle olduğuna inanıyoruz. Bizi iyiyiz ve ondan başkasının olmadığına inanıyoruz. Onların ölüleri cehennemde bizimkiler ise cennettedir. Bütün veriler Allah’ın izniyle ümmetin zafer kazanacağını, ona imkân verileceğini ve düşmanın kazançlarının zail olacağını göstermektedir. İşte direniş Allah’ın yardımıyla 48’de gasp edilmiş topraklarımızın derinliğini vurmaktadır. İşte Allah’ın lutfuyla Micdel ve Beersheba’yı derinden vurmaktadır. Allah’tan mücahit kullarının İsrail’i daha derinden vurmalarına imkân vermesini diliyorum. Ey halkımız, kardeşlerimiz, sevdiklerimiz! Bakın mücahitler kendilerini düşmanın topraklar üzerinde ilerleyeceğini iddia ettiği bir savaşa hazırlıyorlar. Toprakların sahibi biziz. Biz bu toprakların adamlarıyız. Bu toprakları iyi bilen bizleriz. Ve Allah’ın izniyle nasıl savaşacağımızı, bu düşmanı nasıl esir alacağımızı, başını toprağa nasıl gömeceğimizi biliyoruz. Dünyanın her yerinde, Arap ve İslam ülkelerinde bulunan kardeşlerimiz! Direnişten Hamas’tan, onun seçilmiş yasal hükümetinden, hareketin liderliğinden ve hepimizden yana gönlünüz rahat olsun. Üniversiteleri, camileri ve evleri vuran düşman iflas etmiş ama Allah’ın izniyle her yerde ve her meydanda savaşan ve vuran direnişimiz iflas etmemiştir. Allah’ın izniyle galip geleceğiz, Hamas, Filistin ve direniş galip gelecek. Allah’ın bize verdiği vaad... Devamı

Çeçen Direnişi Bitti mi? Direnişin Yeni Stratejisi Ne?

2010-01-25 22:23:00

Uzun süredir pek gündeme gelmeyen Kafkasya cihadı bir anda manşetlere oturmaya başladı. Rus liderleri ve onların bölgede bulunan kuklaları, sürekli Çeçenistan’da ve Kafkasya’da sorun kalmadığını, direnen isyancıların(!) sayısının bir elin parmaklarını geçmeyeceği vurgusu yapsalar da alttan alta direnişi bitirmek için yoğun bir saldırı politikası yürüttüler. Onlarca aileyi kadın erkek, çocuk yaşlı demeden kaçırıp işkence ile katlettiler. Bu konuyu ele alan gazetecileri ve STK görevlilerini bile acımasızca katlettiler. Biliyorlardı ki Çeçen direnişi bitmemişti ve bölgede yayılarak devam ediyordu. Mevcut sessizlik ise gelecek yeni olayların habercisiydi. Enformasyon açısından zayıf kalan Çeçen direnişi son aylarda tekrar kendisini toparladı ve Kafkasya’nın tamamında büyük bir taruz harekatı başlattı. İlk olarak Çeçenistan’da yaşanan savaşın baş aktörlerinden ve katliamların baş sorumlusu olan, Kukla Kadirov’un iplerini elinde bulunduran Rus General Genadiy Troşev özel bir operasyonla öldürüldü. Bu saldırı ile şoka uğrayan Rusya ve Kadirov daha birkaç gün geçmeden İnguşetya da Rusya’nın kuklası olan Yunusbek Yevkurov'a yapılan bombalı saldırı ile daha da içinden çıkılamaz bir duruma düştü. Birkaç gün sonra İnguşetya, İmar Bakanı Ruslan Amerkhanov silahlı saldırı sonucunda öldürüldü. Mücahidlerin saldırıları ise durmak bilmiyordu. Dağıstan da Müslümanlara yaptığı işkencelerle tanınan, vahşi yöntemlerle mücahidlerin ailelerini katletmekle yetinmeyerek cesetlerini param parça eden Adilgirey Magomedtagirov ve yardımcısı yanlarındaki 7 korumalarıyla birlikte öldürüldü. Araştırmacı Yazar Yusuf Ensar Çalışkan isra haber Bu saldırıların yanı sıra en önemli ve ses getiren eylem ise Rusya’nın içerisinden geldi. Sibirya’nın Hakasya bölgesinde bulunan Rusya’nın en büyük hidroelektrik santralinde meydana gelen patlama dikkatleri bir kez daha bölgeye çekti. On günlük süre içerisinde onlarca önemli operasyona imza atan Çeçen direnişi yenilmediğini ve halen eski... Devamı

Siyonist Vahşet ve Filistin'li Çocuklar

2010-01-17 21:15:00

Bilindiği üzere son Aksa İntifadası'nda İsrail işgal kuvvetleri özellikle çocukları hedef almıştır. Bu yüzden son intifadada işgal kuvvetleri tarafından şehit edilen Filistinliler arasında çocuklar önemli bir yekûn oluşturmaktadırlar. Fakat siyonist vahşetin Filistin'de çocukları özellikle hedef alması uygulaması Aksa İntifadası ile başlamış bir hadise değildir. 1987'de başlamış olan birinci intifada döneminde de İsrail'in eski başbakanlarından İzak Rabin'in tavsiyeleriyle Filistinli çocukların kol ve bacak kemikleri kırılıyordu. Rabin o zaman muhalefetteydi ve iktidarda bulunanlara taş atan çocukların kol ve bacak kemiklerinin kırılmasını tavsiye etmişti. Bu yüzden de o dönemde Rabin medyada "kemik kıran Rabin" olarak anılmaya başlanmıştı. Tıpkı bugünkü (eski) başbakan Ariel Şaron'un "Beyrut kasabı" olarak tanınması gibi. Hatta o dönemde Filistinli bir çocuğun izbe bir yere götürülüp kol ve bacak kemiklerinin kırılması olayı gizli bir kamerayla çekilmiş ve ekranlara yansıtılmıştı. O görüntüler sanıyoruz, birinci intifadayla ilgili gelişmeleri takip edenlerin hala zihinlerindedir. Çünkü o olay günlerce konuşulmuş ve birçok kez ekranlara yansıtılmıştı. İşgalci siyonistler tarafından kemikleri kırılan çocuklardan bazılarını ben de şahsen gözlerimle gördüm. Birinci intifadanın devam ettiği günlerde Ürdün'ü ziyaret etmiş ve orada İslami Hastane'de tedavi altına alınan çocukları bizzat gözlerimle görmüştüm. Bu çocuklardan bazılarının kol ve bacak kemikleri kırılmıştı. Fakat içlerinde 8-9 yaşlarında bir çocuk vardı ki onun da kafa tası kemikleri kırılmıştı. İşgalci askerler ellerine aldıkları taşlarla çocuğunun kafa kemiğini birkaç yerden kırmış... Devamı

SİYONİSTLERİN KUDÜSE BAKIŞI

2010-01-17 21:13:00

Bilindiği üzere Kudüs Müslümanlar için özel bir yere ve öneme sahiptir. Bu önemi başta, Yüce Allah'ın oraları "mübarek kıldığı"nı bildirmesinden kaynaklanmaktadır. İslam'ın ilk kıblesi ve harem mescidlerin üçüncüsü durumundaki Mescidi Aksa'nın orada olması ve bu mekanların Resulullah'ın miracının ilk durağı olması da Kudüs'e itikadi yönden üstünlük kazandıran unsurlardandır.   Kudüs'ün bütün tevhid dinlerinde özel bir yerinin olduğu bilinmektedir. Ancak bu önemi tevhid inancındaki yerine dayanır. Tevhid inancından uzaklaşanların Kudüs'ün itikadi öneminde kendilerinin de paylarının olduğunu ileri sürmeleri yersizdir. Çünkü Kudüs bir ırkı, bir kavmi değil bir inancı sembolize etmektedir. O da bütün peygamberlerin ortak inancı olan tevhid inancıdır. Tıpkı Mekke'deki Kabe gibi. Cahiliye dönemi müşriklerinin Kabe'yi sahiplenmeleri "Beytullah" olarak adlandırılan bu kutsal mabedi asıl kimliğinden uzaklaştırmamış ve Hz. Peygamber (s.a.s.) Mekke'yi fethetmesinden sonra bu mabedi içine doldurulan putlardan temizleyerek asıl kimliğine kavuşturmuştur.   Bugün siyonizmin Kudüs'e sahip çıkması Kudüs'ün sembolize ettiği tevhid inancı ve bu kutsal şehrin kimliği açısından bir şey değiştirmez. Çünkü siyonistlerin Kudüs'ü sahiplenmeleri cahiliye dönemi Araplarının Ka'be'yi sahiplenmeleri gibidir.   İşin gerçeğinde siyonizm bir din değil bir ideolojidir. Özetle tanımlamak gerekirse: "Dünyanın değişik yörelerine dağılmış durumdaki yani diasporadaki yahudileri belli bir yere toplama ideolojisidir." Ancak kendini hitab ettiği kesimlere kabul ettirebilmek için birta... Devamı